2 Temmuz 2017 Pazar

Evolutionbus

          İnterbus beni ve grubumu neden bu kadar derinden etkiledi diye düşünüyordum turumuz sonlandığında. Bu, bir tura katılmış olmaktan kaynaklı, gezip görmenin,öğrenmenin verdiği hazlardan değildi, biliyordum önceki deneyimlerimden. Sadece bir arkadaşlık bağı da değildi aramızdaki. Bir şeyler farklıydı,fazlası vardı...

          Atalarımızdan ve yolculuktan bahsedeceğimiz bu bölüme şu atasözü ile girmek istiyorum ,''bir insanı tanımak istiyorsan onunla yolculuk yap'' şimdi daha iyi anlıyorum bu sözü. Özümüzün ortaya çıkması ile bağlantısını açıklamaya çalışacağım. Günümüzden 10-12 bin yıl öncesine kadar, 2-2,5 milyon yıl boyunca avcı-toplayıcı olarak yaşayan atalarımızın torunlarıyız bizler. Rakamlara dikkat edin,yani yıllarca benimsediğimiz yaşam tarzını daha dün değiştirdik. Bizler bir çok genetik,kültürel ve psikolojik miras aldık o atalarımızdan. Bu topluluklar,sayısı 25 ile 100 arasında değişen gruplar halinde yaşıyorlardı. Grubun önemini de şu şekilde açıklayabiliriz; nasıl ki aynı amaç ve hisleri paylaştıklarında hücreler dokuları,dokular organları,organlar sistemleri,sistemler organizmayı oluşturuyorsa organizmalar yani insanlar da grupları oluşturuyor. Düşündükçe fark ediyorum, aynı duyguları,şüpheleri paylaşıyorduk başlangıçta, ''acaba yorucu olacak mı?'',''acaba kendime uygun birilerini bulabilecek miyim?''. İstek ve amaçlarımızın aynı doğrultuda olması bizi zaten temelde her turizm faaliyetinde olabileceği gibi bir grup yapıyordu,erkekler adeta keşfettiği yeni yerlerin yerel tatlarını denemek için sabırsızlık yaşayan bir avcı, kadınlar ise hem fotoğraflarla anıları hem de yaptıkları alışverişler ile tam bir toplayıcı konumunda oluyor ama İnterbus grubumuz daha önce de dediğim gibi bundan farklıydı,fazlası vardı. İşte fazlası dediğim kısım, tek parça olma kısmı burada başlıyordu. Otobüste geçirdiğimiz günlerde ''özel'' veya ''şahsi'' hiçbir şey kalmıyordu. Bütünleşme başlıyordu. Uyuma,beslenme,tuvalet gibi temel ihtiyaçlarımızı aynı anda ve birlikte yapıyorduk, bu çok önemli çünkü ilkel bir toplumda zaten çok fazla sosyal faaliyet yok ve bu temel faaliyetlerin sosyal değeri oldukça yüksek. Koltuklara daha rahat sığanlar, sığamayanlar için kendi alanından feragat ediyor,bu farkında olmadığımız bilinçaltımızda saklı kalmış bilgi mirasları ile gerçekleşiyor. Daha önce hiçbir otobüs yolculuğunda duymadığım bir cümle duyuyordum "koltuğununu yatırsana". İşte bunların sonucunda tam da bir avcı-toplayıcı grubu ortaya çıkıyor, 50 kişi 20 gün boyunca aynı amaç uğrunda ilerliyor yolda başına ne geleceğini bilmemenin ufak tedirginliği ama kenetlenmenin verdiği büyük güven eşiliğinde,aynı otobüsün içinde.

          Diyeceğim o ki, İnterbus'ın size yaptırdığı 2 tur var biri sözleşmede yazan şehirleri kapsayan tur, diğeri ise özünüzün derinlerine yaptırdığı paha biçilemez tur.

       

         

       

27 Şubat 2017 Pazartesi

Durum fecaat

           Değerlerimiz , büyük oranda ailemiz yakın çevremiz ve en nihayetinde içinde yaşadığımız toplumdan hepimizin zihnine standart paket olarak gelmekte eğer hiçbir sorgulama girişiminde bulunmazsak , neden sorusunu sormaz , soramaz isek geldiğimiz gibi gideriz . Ne kadar da önemlidir sahip olunan değerler . Gündelik hayatımızda aldığımız kararları genelde biçtiğimiz değerler kıyasınca vermekteyiz. Bugün rastladığım , üzücü olarak tanımlayabileceğim bir olay belki beni bunları yazmaya itti . Buyurun buradan girelim ;

            Basit bir arkadaş muhabbeti , klasik bir Türkiye üniversitesi öğrencisi sohbetiydi belki ancak beni derinden etkiledi . Türkiye'de üniversite dediğime de bakmayın adı üniversite , yoksa lise 5,6,7,8 orta öğretim devam ama neyse. Öğrenci,doktor,berber,mühendis ne olursan ol sen temelde en temelde bir insansın . İnsan olduğun temelinden kopup nasıl olabiliyor da bulunduğun çevreyi sorgulamıyor ona göre nasıl şekil alacağın , şekil alamıyorsan ortamı nasıl şekillendireceğin , üzerine düşünmeden hareket edebiliyorsun ?

            Tabi ki evrimsel bir yaklaşım ile büyük resime bakarak bir değerlendirme yapılması gerekiyor .Evrimsel süreçte bizlerin bu noktaya gelebilmesinin en önemli noktası bulunduğumuz ortamı sorgulamamız , üzerine düşünüp çözüm üretmemizdir . Ellerimizi kullanabiliyor olmamız savanlarda önümüzü görmek için 2 ayağımız üzerine kalkmamız dolayısıyla boşta kalan ellerimiz ile gerçekleştirdiklerimiz ortada olduğu için bu cümleleri kuruyorum , ellerimizi daha iyi kullanmamız ile iyi alet kullanabilir olmamız ve tabi ki sorgulamaktan , neden sorusunu sormaktan asla çekinmediğimiz için  TARIM DEVRİMİNİ gerçekleştirmemiz ile bu günlere geldik . Klasik evrim anlatısında şartlara uyum sağlayabilen bireyler hayatta kalır gibi bir anlayış mevcuttur , ancak artık bilinçsel bir evrime yönelmiş bizlerde ; yaklaşık on bin yıl önceden verdiğim tarım devrimi örneğinde de gördüğümüz üzere salt bir şartlara uyum sağlamaktan ibaret değil durum , sabit bir ortamda kalmak için oradaki besinlerin(hayvan ve bitkilerin) daha uzun süre bizi hayatta tutmasını sağlamak amacıyla bir harekete geçiş söz konusudur . Sadece daha uzun , daha kısa , daha küçük , daha büyük bireyler hayatta kalır gibi kritize edilmek yok , yani sadece genetik özellikler değil üzerimizdeki faktörler . Kısaca mesele ,2 ayağa kalkabilmek,tarımı başlatmak gibi ancak ve ancak sorgulayanların gerçekleştirebileceği ''bir insan için küçük insanlık için büyük bir adım'' atabilmek .

             Evet sözüm sana , bugün yaptıkların tamamen doğana aykırı davranmaktan ibaret . Sistemin ama tamamen sistemin sana dayattıklarını , sorgulamadan, kendi lehine çevirmeden yapmaya çalışmaktan vazgeç . Birçok insanın yok oluşunu izledik,duyduk,izliyoruz,görüyoruz ancak hala aynı şartlarda aynı şekilde durmaya devam ediyorsun . Dayatılan şartlar içinde boğuşmaktan potansiyelinin tükendiği noktaya geldiğin için artık beyninin sana yaratıcılık sağlayacak uzun süreli hafıza kısmından yiyerek , tüm beynini silinebilir/kısa süreli hafıza ile görevlendiren , birkaç sene içinde hiçbir şey üretemiyorum isyanları içinde yok oluşunu izleyeceğimiz sen , zihinsel fonksiyonlarını alt üst etmek üzere olan sen , küçük plancıklarının verdiği hırslarla psikolojini de alt üst etmiş haldesin biliyorum ancak uyanmanı ve değerlerini sıralamanda daha büyük perspektiften bakmanı dilerim.

24 Kasım 2014 Pazartesi

Sürtünme Kuvveti

       Unutma hiçbir şeyin getirisi götürüsü arasında eşitsizlik yoktur,enerji kaybı olmaz sadece form değiştirir, hayatın her alanında.Varsa ebedidir.
     
      .Çektiğin nefesin bile asla tamamını veremezsin.Hayatına girenler de,yaptıkların da,unutmak istediklerin de dolaşıyor damarlarında,unutma.Tecrübe bakımından birikimli insanların ortak özellikleridir, daha az ''hissetmeleri'',her ne kadar sevdiğin ya da nefret ettiğin kişi veya kişiler değişse de , onların sendeki kalıntılarından dolayı;his ve duygu totalinde azalma olur.Bu azalmaya sürtünme kuvvetinden kaynaklı desek yanılmış olmayız.

       Anılarını hatırlamak nasıl bi avantaj ise,bi o kadar da acı çektirir,bilirsin bunu.Aklına gelir suratlar,isimler,canlanır kafanda sahneler,tedirgin eder bazen geçmiş,karnına bi ağrı saplanır çıkmayacak gibidir ha,ancak insan unutur. Unutmaya meyillidir,yaşamaya meyillidir.Üzülmeye devam ederek yaşayamayacağını bilir insan nasıl ki nefesini tutarak öldüremezse kendini.Bırakamaz kendini hüzünlere,devreye girer acil durum müdahelesi.Zihin gelmiştir bi bakarsın geçmiştir ağrı.

       Zihnin seni çok iyi tanır ve en savunmasız anında yakalayıp firar etmiştir çoktan.Kapanmadan gözler,hayaller diyarındadır zihin,dönmeyecekçesine gider buralardan.Zihnin, hapsolduğu bu bedenden firarı böyledir işte..

30 Eylül 2014 Salı

Söyle,ne yapmalısın ?!

     Önyargılar,yıkılmayan tabular ve kafa sayısına göre hareket etmeler...Direk anlayamadım tabi ki sorunların bunlar olduğunu, birçok kez tekledim bu hayatta,ama sorunun bunlar olduğunu öğrenmem biraz olsun rahatlamamı sağladı elbette,yıllarca lan neden uyum sağlayamıyorum sorusuna cevap vermemiş biri olarak.Bazısına göre geç bazısına göre erken cevapladım belki bu soruyu.
     Herkesin uyum sorunu var bazılarınınki farkedilmiyor, dünyada pek yeri yok takıntılarının ama ya uyumsuzluklarının dünyada her an görmek zorunda olanlar? Doğru ehliyetini çoğunluktan almış yanlışları görerek yaşamak zorundaysan ?
    Günde birçok kez sorulsa da 'nasılsın?' sorusuna ,düşünerek cevap vermek yerine refleksi olarak iyiyim diyen insanlar sana batıyorsa o zaman ne yapmalısın,söylediğine haklısın denildiği halde dışlanan sen oluyorsan ne yapmalısın? 
    Ergenlik çağına girmiş aklın, 10 yaşındaki bedeninle anlaşamıyorken ne yapmalısın? 
    20 yaşında,yaşıtların mezarda gibi hissediyorsan ne yapmalısın ha?
    Kandırılamamak nedir tatmak isteyensen,anladığın yalanlara kafa sallamakla geçmişse hayatın o zaman ne yapmalısın?
    İdare etmekten bıkıp, idare edilmenin nasıl olduğuysa merak ettiğin, sana dayatılan rol buysa ne yapmalısın?
    Utanmadan,sesini titretmeden,yüzünü kızartmadan yaşamaksa seni tek bırakan, susmalı,bi maske de sen mi alıp takmalısın konvoya katılmak için, ne yapmalısın?
    Uyum sağlayanları anlayamıyorsan onlara bağırmak istiyorsan avaz avaz 'neden bu kamuflaj olma merakı neden bu coğunluk maskesi takmalar?'diye o zaman ne yapmalısın ...
     

1 Haziran 2014 Pazar

Geç'me'miş zaman kipi , ölüm.

    Zordur zamana kafa tutmak,senin silahlarınla kendi tarzıyla vurur sana. Virüstür adeta, bağışıklık kazanmıştır her turda, düşünce, savunma sistemine. Her seferinde farklılaşmış ve daha da güçlenmiş gelir .
    Hatalarla doludur en başarılısının hayatı bile. Dersini asla tam alamazsın durmaz,döner çünkü zaman. Bizim boyutumuzdan değildir zaman , uzunlukla hız ters orantılıdır . Yıllar bi an gibi gelirken ,bi an yıllar gibi gelir ... Sana hiçbir ipucu vermediği gelecek, şimdi olduğunda hata yaptırır ve o gelecek, geçmiş olduğunda ise hatana üzülmeni dayatır. Çok eğleniyor olmalı çünkü onda gelecek bitmez , bu oyunda hep onun kurallarına uymak zorundasındır bir de ,dedik ya durduramazsın onu asla.
    O,hoşlanmadığımız ölüm, belki de kuralı bizim koymamız demektir...